19 Nisan 2013 Cuma

Evdeki Ses


Günün yorgunluğunu üzerinden atmak için bildiği herhangi bir yönteme sadık değildi
henüz. Yorgun olduğunu anlaması da, televizyon karşısına geçtiğinde gözlerinin kapanması
demekti sadece. Gençti... Daha çok çalışması, daha çok kazanması, daha çok katkı
sağlaması gerekiyordu. Katıldığı onlarca semirnerde öğretildiği gibi, kendisini ekonominin bir parçası olarak görme gafletinde olmasa da, kendi hayatının, kendi yorgunluğunun ekonomiden daha önemli olduğunu düşünebilecek kadar da
değerli değildi tabi ki. Her neyse işte bir şekilde çalışıp, para kazanmalı ve hayatıma devam
etmeliyim diyordu. Öğrendiği tek şey, elindeki her ne ise daha fazlasına sahip olmaktı. Bu
noktada bir kaç öznel cümle kurabilirdi ama her ne zaman bu yolda ilerlemeye başlasa
korkuları ve dayatmaları galip geliyor, yolunu tekrar kabul görene, sıradan olana
çeviriyordu. Kendisine sorduğu en büyük ve kendisince en önemli soru ise "Peki ya mutlu
muyum?"du. Cevap her zaman aynıydı ve aynı olacaktı. "Evet!", mutluydu... Bakış açısına göre
değişmesi, daha mutlu olabileceği konusu onu ilgilendirmiyordu. Mutluydu ve mutlu olduğu
şekilde hayatına devam edecekti, bir değeri olsa da, olmasa da... Kazandığı en büyük erdem
buydu ve bütün hayatını bunun üzerine kuracaktı.

Güzel bir başlangıç yapılmıştı bile. İstanbul gibi bir şehirde yalnız başına
yaşamaya başlamış, bir çoğundan çok daha iyi bir kariyer başlangıcı yapmıştı. Herşey güzel
gidiyorken tek sorun yalnızlıktı!!! Bu yalnızlığın yerini hiçbir arkadaş, hiçbir kariyer
planı, hiçbir deneyim doldurmuyor, dolduramıyordu. Masumiyetin yoğunlaştığı, kendi
olmaya başladığı noktada anahtarla girdiği karanlık ev, her defasında yalnızlığını suratına
çarpıyor ve güvensizliği hissettiriyordu. Ama üniversite hayatı boyunca bununda
üstesinden gelmeyi başarmış, bu güvensizliği "mutluluğuna" gölge düşürmeyecek bir hale
getirmeyi başarmıştı. Ne yapıyor ediyor, izlediği bir film, okuduğu bir kitap, ileride
yaşayacağını düşündüğü deneyimlerin kapısını aralayacak kişisel gelişimler ve takdir
toplamak onu her defasında mutlu edebiliyordu ve her defasında yine kendisine şunu
söyleyebiliyordu: "Evet, doğru yoldayım!"

Sabah erken kalkıp akşamdan hazırladığı tostları için makinanın düğmesine basacak,
tostlar hazır olurken onsuz ayılamayacağını düşündüğü filtre kahvesi bir yanda filtrelenmeye
başlayacak ve bu sırada kendisi de sıcak bir duş alacaktı. Kendisi için
kolaylaştırabildiğini düşündüğü hayatını düşünüp yatağa girdikten kısa bir süre sonra
uyumayı da öğrenmişti üstelik...

Bir ses geldi evin içinden... Sese uyandı... Biraz kulak kesildikten sonra kalbi
hızla atmaya, hızlı hızlı nefes almaya başladı. İçeride sanki birisi yürüyor evin
koridorunda dolaşıyordu. Bugüne kadar daha önce hiç yaşamadığı kötü bir olayı hatırlaması ve
paniklemesi söz konusu değildi, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde de yalnız yaşayan bir
kadının evinde yaşanmış dehşet verici, tatsız bir olayda yoktu hatırında, bir arkadaşının
başına gelenlerde değildi, üstüne üstlük bugüne kadar yalnız yaşamasına rağmen hiçbir zaman
kendisini koruması gerektiğini düşünmemiş, yanında biber gazı, sopa veya bıçak gibi
caydırıcı aletlerde taşımamıştı bile. Güvenlikli bir sitede oturuyor, eve kendisinin izni
dışında birinin girmesi durumunda muhakkak alarmın çalacağını da biliyordu. Binanın
13.katında oturuyor, doğa üstü varlıklarada inanmıyordu... Başka hiçbir seçenek kalmamıştı
ama koridorda resmen biri geziniyordu.

Her ne olursa olsun, kontrol etmesi gerektiğine karar verdi. Bu zamana kadar hiçbir
engelden korkup geri çekilmemişti, kontrol edemediği, bilmediği şeyden korkuyor bu yüzden
gidip bakmayı uygun görüyordu. Etrafına bakındı, daha önce hazırlamadığı ne ile kendini
müdafa edebilirdi. Hiçbirşey bulamadı. Kendisinede komik gelse de, yatağın ucundaki lambayı
yerinden söküp vurubilecek şekilde eline aldı. Odasından yavaş adımlarla çıkarken koridorda
olduğuna inandığı kişinin seslerini duymaya devam ediyordu. Evin içinde korkarak gezinmeye
başladı. Hiçbirşey yoktu üstelik ses de kesilmişti. Güvenliği aramalı mıyım diye düşündü.
Komik duruma düşmektense aramamayı tercih etti. Camları kontrol etti rüzgar ile bağlantı
kurmaya çalıştı ancak camların hepsi sıkı sıkıya kapalıydı. Anlayamadı ancak yatağına geri
gitmeye karar verdi. Bir süre yatakta sesi tekrar duymayı bekledi ama ses kesilmişti. Uykusu
epey kaçmıştı... En sonunda sesin komşu dairelerden gelmiş olacağına inandı ve tekrar
uykuya daldı.

Sabah uyandığında aklında gece yaşadığı olay vardı sadece. Kendini sorgulayıp
duruyordu, neden aklına ilk seferde sesin komşudan geliyor olabileceği ihtimali gelmemişti
de, bunca imkansızlığa ve tecrübe yoksunluğuna rağmen bir insanın olma ihtimali
gelmişti. Duşta uzun uzun düşündü ve her olumsuzluk karşısında kendisine sorduğu soruyu
tekrar etti. "Peki ya mutlu muyum?". İlk defa çok başka şekilde hissediyordu. Duştan çıktı,
kıyafetlerini giydi, kahvaltısı yaptı ve tüm bu süre boyunca mutlu olması için bir gerekçe
aradı. Evde yabancı birinin olma ihtimali neden aklına ilk gelen seçenekti ki? Onca
teknolojik korumaya rağmen kendini güvende hissetmiyor muydu? Yoksa "güven" bugüne kadar bildiğini düşündüğü şekilde değil miydi? Otoparka inip arabasına bindiğinde, "elimde kalan tek
şey duyduğum ses ve gerçek korku" dedi kendine. Emin olduğu tek şey, kolay yoldan gidip kendisini "mutlu" olarak görememesiydi.

Sitenin çıkışında bir hareketlilik yaşanıyordu. Küçük yönetim binasında, bir grup
insan daha önce görmediği bir şekilde çalışıyordu, üstelik bir polis arabası da
yanlarındaydı. Merakını yenemeyip güvenlik görevlisine sordu. Dün gece tüm sitenin
güvenliğini sağlayan alarm sistemi çökmüştü, polis ise otomatik olarak sistemin çöküşünden
hizmet sağlayıcı merkez tarafından uyarılmış ve tedbir amaçlı gelmişti.

Öğle yemeğinden kısa bir süre sonra duyuldu haber. Arkadaşlarının tüm ısrarlarına rağmen işinden neden istifa ettiğini anlatmıyordukimseye. İstifa mektubu yazarken elleri titriyordu ama çevresindeki kimse bunun korku
olduğunu bilmiyordu. Şu yaşında daha iyi bir iş bulmuş olamazdı ama o böylesine fevri bir
şekilde istifa ediyordu. Mektubunu müdürüne teslim ettikten  ve kimsenin konuşma teklifini
kabul etmedikten sonra arkadaşlarıyla vedalaşmadan çıkıp gitmişti. Arkasında bıraktığı
kimsenin vedalaşmaya değmeyeceğini düşünüyordu. Evine geri dönmeden yollara koyuldu. benzin
deposunu doldurup, yol kenarında yiyebileceği türden hazır yiyecekler ve bir kaç giysi aldı
kendine mağazalardan. Uçsuz bucaksız yollarda uzaklaşmaya, korkusunu yenene kadar geri
dönmemeye yemin etti...

2 Nisan 2013 Salı

Alfred Hitchcock ve Muhteşem Yüzyıl Kafası





"Sinemanın duayenlerinden birinin hayatını anlatırken düşülebilecek ne kadar klişe varsa hepsine düşmüş bir film" diye yazılıp çiziliyor Hitchcock vizyona girdiğinden beri. Neymiş: "Vay efendim, Hitchcock'u her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır klişesi altında ezmişler", "Vay efendim koca Hitchcock Paramount yapımcıları, sansür kurulu karşısında ezilecek adam mıymış" falan filan. Odakta Hithcock'un efsane filmi "Psycho"nun yapım sürecini anlatan, Hollywood stüdyolarında hiyerarşiyi resmederken bir yandan özendiren sistematiğine, stüdyolarına hayran bıraktıran, tüm bunların yanında lider ruhlu bir erkek ve bir kadının ilişkisini anlatan bir film esasında Hitchcock. Bu bağlamda, senaryonun ayaklarının Hitchcock'un biyografik çalışması olan "Alfred Hitchcock and the Making of Psycho" kitabına dayandığını bilmekle beraber, "Psycho" filminin yapım sürecinin bu şekilde gerçekleşip gerçekleşmediği, filmde Alma ile Hitchcock arasında yaşananların gerçek olup olmadığını bilmiyorum. Fakat bu benim açımdan birşeyi değiştirmiyor, sonuçta bizlere izlememiz için sunulan malzeme Alfred Hitchcock'un hayatından bir kesit diye sunulmuş olup, sunuş biçimi ile içerik konusunda herhangi bir uyuşmazlık olduğunu göremiyorum.



Nihayetinde, bazı eleştirmenler belki Hitchcock'a duydukları derin saygıdan dolayı, filmi biraz klişe, biraz fazla  neşeli bulmuş olabilirler. Sonuçta bahsedilen adam "Master of Suspense" diye sinema tarihine adını yazdırmış bir usta. Bu bakımdan filmde Hitchcock'un zekasından ziyade zaaflarını ve şizofrenik hallerini görmek yeterli gelmemiş olabilir. Bu biraz "Kraldan çok kralcı olmak" biraz "Kanuni Sultan Süleyman'ı sürekli haremde cariyelerle gösteriyorlar"daki Muhteşem Yüzyıl kafası gibi birşey geliyor bana. Nitekim Sacha Gervasi'nin veya kitabın yazarı Stephen Rebello'nun Hitchcock hayali üzerine eleştiri yapmak bu açıdan bakınca yersizleşiyor. Sinefiller Hitchcock gibi bir efsaneyi, sinema dehası olarak, öznel bakış açısını irdeleyen bir noktada, hatta onun anlatım tekniğiyle izlemeyi umdular. Ancak Hitchcock'un biyografisinin Hitchcock'un teknikleriyle anlatılması da, bu yapılmış işten daha çiğ durabilir hele ki birde iyi kotarılamamış planlar ortaya çıkarsa, bu sefer sinefiller tarafından daha ağır bir biçimde Sacha Gervasi'ye "Senin neyine Hitchcock planları kurmak bre deyyus" gibi eleştiriler gelebilirdi.



Teknik açıdan sadece kostüm ve makyaj dalında Oscar'a aday gösterilmesi de filmin ciddi bir sinematografi sahibi olmadığını işaret ediyor zaten bize. Hicthcock'un sinema dünyasında yerine saygımızı pekiştirecek bir anlatıma sahip olmamasına rağmen, film ustanın küçük şımarıklıklarını ve bencilliklerini göstermekle bile izlemekten keyif alınabilecek nitelikte. Belki de Gervasi Hitchcock'u anlatan bir film yapmanın ağırlığı altında ezilip, kolay yolu tercih etmiş eğlenceli bir anlatıma yönelmiştir, belki de Hitchcock'u gerçekten anlayan, onun psikolojik çözümlemelerinin altında yatan karakterini bilen biri olarak bize Hitchcock'a dair başka bir pencere açmak istemiştir. Bu bakımdan hatırı sayılır sinema yazarlarımızın filmi ele alış biçimlerinin "Muhteşem Yüzyıl" kafasından ileri gitmediğini tekrar belirtmek gerek...

http://www.imdb.com/title/tt0975645/?ref_=sr_1