22 Mayıs 2013 Çarşamba
Sevan Nişanyan - "Dahi Kompleksi"
Bundan 5 ay önce gerçekleştirdiğimiz bir belgesel projesinde, projenin gerçekleştirilmesi için giderilme önceliği en çok olan "konaklama" sorunumuzu çözmüş, kurduğumuz irtibat sonucu naçizane ricamızı geri çevirmemiş, gönlü zengin, entelektüel, gençleri seven, girişimci ruha elinden geldiğince destek veren, rahmetli Aziz Nesin'in oğlu Ali Nesin ile birlikte Şirince'de "Matematik Köyü"nün kurulması için öncülük etmiş bilime, insanlığa ve insanlığın ilerleyişine katkıda bulunmak için çalışan, güzide bir insandır "Sevan Nişanyan".
Belgesel projemiz kapsamında bize yapmış olduğu sponsorluk ile tanışma ve 21.12.2012 safsatası konusunda eleştirilerini dinleyerek röportaj gerçekleştirme şansına eriştiğim bir insan "Sevan Nişanyan" https://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=Q9ZTXhAH6GM
Kısaca kendisi ile ilgili özellikle Şirince halkı nezdindeki yaklaşımları aktarmaya çalışmak istiyorum. Şirince'ye vardığımızda, Şirince halkına "Nişanyan Konakları"nda kaldığımızı söylediğimizde tepkiler aynen şu şekildeydi: "Nişanyan mı? Nişanyan Atatürk düşmanı ama biliyorsunuz değil mi? Ah Sevan ah, gene ne işler karıştırıyor? Nişanyan'a güven olmaz siz yine eşeğinizi sağlam kazığa bağlayın... Nişanyan allah, kitap tanımayan bir adam tabi biz onun gibi değiliz, biz dindar insanlarız (abimiz bunu söylerken önünde rakı şişesi vardı)" gibi bir sürü söz ve iddiayı sarf etmekten çekinmemişti Şirinceliler. Nitekim ben Sevan Nişanyan'dan belgeselimize sponsorluk yapmasını beklerken tüm bunların farkında, bilincinde idim, hatta tamda bu sebeplerden dolayı bize Şirince'de kapılarını ücretsiz açabilecek tek pansiyonun Nişanyan olduğunu düşünüyordum.
Herneyse, Sevan Nişanyan'ın karakteri ve geçmişi hakkında bilgi edinmek çok zor değildir, "Aslanlı Yol" isimli kitabının arkasında kitap ile birlikte hediye edilen CD ile Sevan Nişanyan üzerine bir belgesel çalışması bile hazırlanmıştır. Nitekim bu belgeselin youtube'a düştüğünü hatırlatmak, kendisi hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler de http://nisanyan1.blogspot.com/ adlı blog sitesini ziyaret edebilirler.
http://www.cnnturk.com/2013/turkiye/05/22/sevan.nisanyana.hapis.cezasi/708975.0/index.html
Tüm bunların üzerine Sevan Nişanyan'ın aldığı hapis cezasına gelecek olursak. Türk Mahkemelerinin taraflılığı konusunda şüphe duymamakla birlikte, olayı elimden geldiğince objektif değerlendirmek istiyorum. Sevan Nişanyan yukarıda da bahsettiğim gibi, "dahi insan" kategorisine sokabileceğimiz, yaptığı çalışmalar ile de bunu rahatlıkla kanıtlayan, tanıyanlar bilenlerce de entelektüel bilgi ve birikimine oldukça saygı duyulan bir insan ancak nasıl desem hani "Einstein" gibi bir dehanın dil çıkararak poz vermesi, uluslararası bir toplantıya spor ayakkabı ve eşofmanla gitmesi gibi bir aykırılık, marjinallik ve toplum dışılık durumundadır kendisi. Dahi bir insan olmadığım için bu durumu tam tasvir edememekle birlikte, dahi insanların bu kural tanımazlığını hoş görüyle karşılamamız gerektiğine, onların bu çocuksu, olgunlaşmamış kimi zaman düşüncesizce diyebileceğimiz tavırlarını toplum olarak sempatik bulmamız konusunda da ısrarcıyım hatta. Gelgelelim hukuk dediğimiz sistem, kişilerin geçmişine göre karara varan, CV'lerini inceleyip kanaat oluşturan bir sistem değildir. Yasalarca belirlenmiş bir yasadışılık durumunun cezai yaptırımı, "dahi" dahi olsa kayırılmamayı, cezai ehliyeti yokmuşçasına muamele gösterilmesini öngörmez, öngördüğü takdir de adaleti sağlayamaz. Eşitlik ilkesince, mahkeme önünde yukarıda sözünü ettiğim bir "sempatik" yaklaşımın kişilere gösterilmesi mümkün değildir.
Sevan Nişanyan'ın aldığı cezayı desteklemem mümkün değil, ancak http://nisanyan1.blogspot.com/ blog sitesinde okuyabileceğiniz üzere, Nişanyan üzerine iddia edilen "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama" suçunun gerçekleştirilmediği söyleyemeyiz. Sonuç olarak Sevan Nişanyan hakkında iddia edilenler asılsız değildir. Bunun aktif çalışma hayatında insanlık için oldukça katkı sağlayabilecek bir adamın hapis cezasına çarptırılması için yeterli bir sebep olup olmadığını soracak olursanız cevap bence tabiki de değildir olacaktır. Ancak sorun şu ki; yukarıda sözünü geçtiğim "dahi insan" karakterine sempati duyamayacak, daha doğrusu duymak zorunda olmayan belli bir takım insanların Nişanyan'ın suçlandığı konu üzerinden rahatsızlık duymuş olabilecekleri pekala mümkündür. Şahsi kanaatim, toplum huzurunu bozabilecek nitelikte, halkın büyük bir çoğunluğunun dini değerlerini alanen ve basın-yayım yoluyla aşağılamak gerçekten kanun önünde suç teşkil etmelidir.
Bu olaydaki kilit nokta şudur: Tüm bu değerlendirmeler ışığında olasılıklar üzerine bir tablo çizmemiz gerekir. Nişanyan, kendi entelektüel seviyesinden beklenilecek bir olgunluğa sahip olmuş olsa ve "aşağılama" noktasına varacak kadar insanların dini değerleri hakkında yazılar yazmasa bu durum gerçekleşmeyecekti. Olaydada olduğu gibi gerçeklemiş olması üzerinden konuşacak olursak, en çok tartışmamız gereken nokta "Nişanyan"ın söylemlerini dava konusu edecek, cezaya çarptırılmasını isteyecek kadar kin ve nefret dolu bu dindar-muhafazakar insanlar, ne olurdu da kendilerine inandıkları dinin en önemli unsuru olan "hoşgörü" kavramını hatırlatabilselerdi. Veya en zor ve son ihtimal, hem Nişanyan hem dindar kesim olgunluk gösterememiş olduğu noktada, yüce Türk Mahkemeleri, gerçekte Nişanyan'ın söylemleri ile kimsenin dini değerlerinin aşağılanmayacağını, olayın abartılmaması gerektiğini, ancak Nişanyan'ın da daha dikkatli olması için belli bir miktar para cezası ya da zorunlu kamu hizmeti gibi bir cezaya çarptırılmasına karar verebilseydi.
Sonuç olarak ortada, toplumu FB-GS tartışması gibi ikiye bölebilecek iki ucu boklu değnek olan, tarafların belli ölçülerde hakılı-haksız yanlarının olduğu fakat "hoşgörü"nün kesinlikle ama kesinlikle olmadığı bir durumla daha karşı karşıyayız. Şahsen Nişanyan'ın ceza almış olması, kendisini tanıyan ve sohbet etme fırsatı tanımış biri olarak bana ilk hapishane koşullarında yaşayacağı zorlukları düşündürttü. Tarihteki bir çok ünlü düşünürün hapishane koşullarında üretkenliğinin maksimum noktalara ulaştığını bilmekle beraber, modern çağdaki hapishane ortamında böyle durumların tekrar yaşanmayacağını tahmin ediyor ve Nişanyan için üzülüyorum.
Son olarak, benzer bir ceza ile yakın zamanda karşılaşan "Fazıl Say" konusuna değinmek istiyorum. Fazıl Say, Sevan Nişanyan örneğinden çok farklı olarak halkın dini değerlerini aşağılamamış, twitter gibi düşünce özgürlüğü üzerine kurulu bir platformda "Ömer Hayyam"ın şu dizelerini paylaşmıştır:
"Irmaklarindan saraplar akacak diyorsun, cenneti ala meyhane midir? Her muminine 2 huri verecegim diyosun, cenneti ala kerhane midir? Bilmem farkettiniz mi ama nerde yavşak adi magazinci hırsız şaklaban varsa hepsi allahçı, bu bir paradoks mu?"
Tüm sanatçı ve edebiyatçıların "Sami Yusuf"lar gibi insanlara dönüşmesini, görmemesini, duymamasını isteyen bir zihniyet Fazıl Say'ın cezaya çarptırılmasına sebep olmuş, üstelik zamanında Mehmet Akif Ersoy'un dizelerini okuduğu için hapis cezasına çarptırılmış Recep Tayyip Erdoğan tarafından da hiçbir empati kurulmamış bir örnektir. Adaletin rövanşist bir zeminde ilerlediği bu dönemlerde, tek ihtiyacımız olan şeyin biraz daha "hoşgörü" olduğunu tekrar belirtmek istiyorum.
Esen kalın...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder